Bir Kaç Yazı Bir Kaç Resim-ZİKRİYE

• 27/9/2009 - Filipinler'de Nler Oluyor?

Dost TV de en güzel, en inşirah verirci, insanın ayağını yerden kesen ihtida öyküleri dinlemeye devam ediyoruz.
El Hak; kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın, kimler hangi dünya çelik çomakları ile oynamaya ve oyalamaya devam ederse etsin Allah’ın bir hesabı var ve tıkır tıkır işletiyor, birbirinden güzel insanları da bu yolda istihdam ediyor. Böyle güzel hizmetler elimizden gelmese de elinden gelenlere dua ediyor, hiç görmediğimiz belki görmeyeceğimiz insanlar ihtida etmiş diye duyduğumuzda iliklerimize kadar mutlu oluyor, iman neş’esi ile dolup taşıyoruz.

Filipinlerde Risale-i Nur enstitüsü başkanı Muhammed Rıza Dalkılıç anlatıyor: Malezyadaki bir Risale-i Nur kongresinde İhsan Kasım Ağabey Üstadı anlatıyormuş. Konuşmasının sonunda adamın biri gelip yakasına yapışıp sarsarak demiş: “Ya siz Filipinlere gelin, ya talebelerinizi gönderin, ya da Risale-i nurları gönderin. Bizim buna ihtiyacımız var.” Öylece İhsan Kasım Ağabey’in yönlendirmesi ile 2003 yılında birkaç nur talebesi o adamı bulmak için Filipinlere gidiyor. Adamı bulamıyorlar ama o bir hafta boyunca onları gezdiren rehberin bu bir haftanın sonunda Müslüman olması ile Filipinler serüveni başlıyor.

Filipinler enterasan bir yer. Evveliyatı Müslüman. Daha sonra İspanyol işgaline uğramış ve daha da sonra İspanyollar tarafından 20 bin altın karşılığında ABD’ye satılmış ve özellikle son 40-50 yılda sistematik olarak hıristiyanlaştırılmış bir ülke. Çok ilginç; hâlâ camilerinde 2. Abdülhamid Han adına hutbe okunuyormuş. Hatta yaşlı bir zat nur talebelerine sormuş:“Halifemiz nasıldır, sağlığı ne haldedir?..”

Gelelim Filipinlerde nur hizmetlerinin durumuna. Orada bizdeki YÖK’e tekâbül eden bir kurumun başkanı Nora Şerif. Kendisini ben de İstanbuldaki adalet sempozyumunda dinlemiştim. Türkiyeyi, kendi ışının farkında olmayan ateş böceğine, kendilerini de o ateş böceğini hayran hayran seyrederken gözbebeğinde akseden ışıkla ateş böceğine neye sahip olduğunu bildiren karıncaya benzetmişti. O ışık da Risale-i Nur elbette.

İşte bu hanım, ülkesinde BM tarafından düzenlenen çevre temizliği konulu bir konferansa sunum hazırladığı günlerde eline Lem’alar geçiyor, rastgele açtığı yer ise 30. Lem’adan ism-i Kuddüse dair bahis!..Hemen kitaptaki telefonlardan Risale-i Nur talebelerine ulaşıyor. Diyor ki “Ben Risale-i Nuru bilmem, Bediüzzaman’ı tanımam ama bu mevzu, Risale-i Nur’un Filipinler üniversitelerine entegrasyonu için karar vermeme yeterlidir” diyor ve Risale-i Nurları daha yakından tanıdıktan sonra oradaki talebeleri ve 65 üniversitenin rektörünü bir araya getirerek diyor ki “İşte rektörler, işte üniversiteler..Nasıl yapıyorsanız yapın Risale-i Nurları üniversitelerimize taşıyın, ders olarak okunmasını sağlayın…” İlk aşamada hemen bütün fakültelere Ayet’ül Kübra dağıtılmış. Binlerce öğrenci Ayet’ül Kübra okumaya başlamış. Ardından Ayet’ül Kübra günleri, haftaları..Şu anda hemen her fakültede Risale-i Nurlar ders olarak okutuluyor ve bitirme tezlerine, çeşitli toplantı ve sempozyumlara konu oluyormuş. Nur talebeleri ile dekanlar her hafta yuvarlak masa toplantıları yaparak, o hafta fakültelerde hangi risale okunacak etüd ediyorlarmış. İşte size Medresetü'l Zehra.

Oradaki Risale-i Nur talebeleri Müslümanlara ayrı, hıristiyanlara ayrı, hapishanedekilere ayrı, hastahanedekilere ayrı dersler yapıyorlarmış. Hatta mahkümlara Nurları yerel dillere tercüme etme işi vermişler, hapishanede harıl harıl Risale-i Nur okunup tercüme ediliyormuş. Hapishaler olmuş birer Medrese-i Yusufiye. Hapishaneye mutad ziyaretlerinde biraz gecikme olsa hapishane müdürü hemen “bu hafta nerede kaldınız “ diye arıyormuş. Nurları okuyup Müslüman olanlar, Müslüman olunca iyi halden tahliye edilenler, neler neler.. Müdür diyormuş: “mahpuslar burada 15 yıl kalacaklarına sizinle 15 gün kalsalar daha ziyade ıslah olurlar ve salabiliriz”

Geçenlerde Filipinler'de gerçekleştirilen Adalet sempozyumuna katılan ve orada pek derin olan kabileler arası düşmanlığın nurlar vasıtası ile nasıl aşıldığını hayretler içinde gözlemleyen bir BM görevlisi ki 50 senedir Orta Doğu barışı üzerine çalışmalar yapıyormuş, demiş “BM ‘de dile getireceğim ki Orta Doğu’da barış için 50 sene çalışmak yerine o bölgeye üç tane Risale-i Nur talebesi gönderiniz barışı tesis etsinler.”

Filipinler’de pek çok kabileler varmış. Bunlardan birisinde şöyle ilginç bir uygulama: Oranın ruhani lideri sabah kalkıyor ve diyormuş: “Bugün şu ağaca ibadet edeceğiz, hissediyorum Allah bu ağaca tecelli etti.” Haydaaa o gün tâzim, taat o ağaca yapılıyor. Ertesi gün o zat bir nehri işaret ediyor, günün ilâhı o nehir oluyor ila âhir..İşte nur talebeleri o kabileye gidip onbirinci sözü kendi dillerinden okumuşlar. Orada geçirdikleri üç dört saatin sonunda içlerinden birisi hemen oracıkta Müslüman olmuş. O gece kabileden 19 kişi buldukları öküz, eşek vs. ile nurcuların kaldığı dershaneye gelip topluca Müslüman olmuş. Daha ertesi gün 70 kişi…İşte böyle, Müslüman olanların sayısı katlanarak gidiyormuş elhamdülillah.

İşte haber bu, müjde bu, mutluluk bu, iman hizmeti bu, çalışmak isteyen böyle bir netice için çalışsın.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 26/6/2008 - Taşındık


Blogcudaki resim yükleme limitimiz dolunca taşındık. Yeni yerimize bekleriz:


http://seyma-zekeriya.blogspot.com/
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 14/6/2008 - Yarın öleceğimi bilseydim eğer..

Yarın öleceğimi bilseydim eğer, bugünümü nasıl geçirirdim?

Hemen bildiğim bütün tevbeleri yapardım.
Farkında olduğum- olmadığım tüm günahlarım için tevbe ederdim.
Boş işlerle geçirdiğim ömür dakikalarım için,
Bilmediklerim neyse ne, bildiklerimle bile doğru dürüst amel etmediğim için,
Yapabilecekken yapmadıklarım için,
Dilim damağım kuruyuncaya kadar tevbe ederdim.

Hiç değilse o niyet üzre olduğumu göstermek için hemen, hiç değilse bir kaç kaza namazı kılardım. Mümkünse secdede can vermek isterdim.

Derhal Kur'an'a sarılırdım. Okurdum..okurdum..

Başta kocam, üzerimde hakkı olabilecek insanları düşünür, helallik almaya çalışırdım.

Son son tasadduk etmek isterdim..

Tabii ki son saniyeme kadar ailemin ve sevdiklerimin yanında olmak isterdim.

Bir yandan da gitmek üzere olduğum alemde kimlerle karşılaşabileceğimi hayal etmeden duramazdım. Peygamberim Efendim (a.s.m) hiç layık olmadığım halde, ümmetine şefkatinden, hani o fondan... karşılar mıydı beni? Üstadımı görebilir miydim? Hz. Hatice'yi, Hz. Fatma'yı ve diğerlerini...görmeyi hayal edebilir miyim?

Rabbim rahmetini umabilir miyim ki herşeyi kaplamıştır?

Oysa yarın ölebilirim!.

Öyle ise bu ihtimal hiç yokmuş gibi yaşamak neden?

Gafletten uyandır Allah'ım!..

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 11/6/2008 - Çekmecede kedi var (dı)

Bu, acılı bir öyküdür; yüreği dayanmayanlar okumasın!..
Soru: Kediler evlat acısı yaşar mı?
Cevap: Hem de nasıl!..

Bahçemizde bir kedi var; tek gözlü kedi. Tek gözüne ne olmuşsa olmuş, o göz silme mavi, yani iptal. Hatta bazıları onu bu yüzden tekir bir van kedisi sanıyor. (tekir Van kedisi olur mu onu da bilmiyorum)
Bu kedicik, kış boyu, beyimle camın önünde kahvaltı ederken dışarıda öylece durur, bakardı. Asla arsızlık etmeden, sesini çıkarmadan. Hali içime dokunurdu, az çok bir şey verirdim. Benim şımarık kedilerimin burun kıvırıp yemediği yiyecekleri dışarı bıraktığımda, onlara da asla ''hayır'' demezdi.

Bundan bir iki hafta önce, bir gece vakti, Şükriye'nin, yavruları ile birlikte ikâmet ettiği odadan bizim bey, telaşla seslendi: ''çabuk buraya gel!..'' Gider bakarım ki; Şükriye'nin yavrularının köşesinde onlardan çok daha küçük, henüz gözü açılmamış bir yavru, kıvrılmış yatıyor. Haydaaa!..Bu da nereden geldi şimdi? Şükriye'ye baktım; ''Hiç bana bakma, benimle ilgisi yok'' dedi. Öyleyse kim getirdi, nasıl getirdi? Düşün düşün!..Şükriye'ye onu emzirmesini teklif ettim ''ha dört, ha beş..'' yanaşmadı. Hey mübarek hayvan, evin en ücra köşesindeki bu odayı hangi arada keşfettin? Hangi akılla Şükriye'nin yavruları arasına onu katabileciğini düşündün? Onu dışarılarda koruyamayacağını düşündün de bize mi emanet istedin?


Bu arada mutfağa gidip, bir parça pamuğu süte batırdım; belki emer diye ama nafile!.. Yavru çok küçük.

Çaresizlik içinde yakarmaya başladım:''Ey çaresizlerin çaresi!..Ey sahipsizlerin sahibi!..Bu yavruya bakamam, çok küçük. Ne olur onu annesi ile buluştur...'' Demeye kalmadı, bahçe kapısının önünde tekir bir kedi merakla içeri bakıyor, gördüm. ''Bu anne olabilir '' diye yavruyu dışarı çıkarıp yere koydum. Kedi hiç tereddüt etmeden yavruyu ensesinden yakalayıp götürdü. İçimden duâlar ettim. ''İnşaalah annesiymiştir, inşaallah bir erkek kedi, yemek üzere almamıştır''

Bu olaydan yaklaşık bir hafta sonra çocuklarımın odasında iken ince bir kedi yavrusu sesi duydum. Dinledim; içeriden geliyor. Sesi izleyerek oğlumun yatağının çekmecesini açarım ki bir hafta önceki kedi yavrusu çekmecede!..Evdeki boya badana, parke vs. işleri nedeni ile camlar hep açık. Demek annesi camdan getirmiş. Burayı emniyetli bulmuş, sağolsun..Takip ettim; bizim tek gözlü kedi.

Neyse durumu (için için memnuniyetle) kabüllendik. Kediyi görmemiş gibi yaparak yavrusunun yanına girip çıkmasına izin verdik. Tesadüfen bırakmış gibi yemekler koyduk geçtiği yerlere. Hani yüz göz olup ta bütün bütün tanımak zorunda kalmayalım...

Derken iki gün önce o odada olduğum sırada kediden tuhaf sesler duymaya başladım. Oysa, diyorum ya çok sessizdir. Hiç miyavladığını duymamıştık. Kalkıp çekmeceye baktım; yavru ölmüş, anne ona ağıtlar yakıyor!..

Bir kedi böyle mi ağlar? Ah annelik!..

Kedi camdan çıkıncaya kadar bekledim. Bir yandan da kara kara düşünüyorum; yavruyu gömsem nereye nasıl gömeyim? Çöpe atsam nasıl atayım? Böyle düşünerek yavruyu, üzerinde yattığı bere ile birlikte aldım. O anda camda anne kedi ile göz göze geldim. Öyle acıklı bakıyordu ki..''Yavruma ne yapacaksın?''  der gibi. Biraz daha görsün diye yavruyu tekrar çekmeceye koyup odadan çıktım. Bir süre sonra geldiğimde çekmece boştu. Sevindim; bana bırakmamış, yavrusunu götürmüştü. Artık camı kapattım. Yavru olmadığına göre annenin de içeri girmesine gerek yoktu. Fakat bir süre sonra anne kedi camın önünde yalvararak miyavlamaya başladı. Bir anlam veremedim. Ne olacağını görmek için camı açtığımda hızla içeri girdi. Diğer oğlumun yatağının altına girdi. Yoksa?...Evet, aklıma gelen başıma gelmişti yavru kedinin cansız bedeni buradaydı. Yerini değiştirmiş, diğer çekmeceye taşımış.


Uzun süre inladi. Yavrusunun başını bekledi. Acaba öldüğünü mü anlamadı, kabul mü edemedi* Anlayamadım. Anladığım tek şey; kedinin derin bir üzüntü içinde olduğuydu.. Sonunda yavruyu kapının önüne çıkardım. Ara ara baktıkça anneyi yavrusunun başında otururken görüyordum. Ta ki sabaha kadar..Sabah orada yoktular..

Tek gözlü kedi yine bizim bahçede. Zayıf ve üzgün, gözlerime bakıyor, melûl melûl..

O ve ben büyük bir üzüntüyü paylaştık.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6/6/2008 - OKS, ÖSS duası

 

Ey Rabbimiz!
Bizi birbirinden güzel evlatlarla sevindirdin, nimetlendirdin, şefkatin en tatlısı ile tanıştırdın; Sana sonsuz hamd-ü senalar olsun.  Onların emanet olduğunu, asıl sahiplerinin sen olduğunu bize unuturma.
 
Onları, önce ve daima Senin kulun oldukları bilinci ile yaşat. Sana asi olmaktan onları yine Sen koru Allah'ım. Emir ve yasaklarına gönüllerinde hiç bir sıkıntı duymadan ittibaa onları muvaffak et. Senin emirlerini herşeyin üzerinde tutacak bir iman ve teslimiyet ver. Peygamber Efendimizin sünnetine evvela bilfiil ittiba etmeye,  hiç değilse binniyet, bilkast, taraftarane, ,iltizamkarane talip olmayı nasip et. Efendimizin (a.s.m.) muhabbetini gönüllerine sindir. Şefaatini nasip et.
 
Allah'ım, yavrularımızı, Kur'an'ı Senin razı şekilde okuyan, anlayan, yaşayan kulların eyle. Kur'an'ı hayatlarının merkezine almayı, hayatlarının her aşamasında onu rehber edinmelerini, Kur'an'a hizmet etmeyi nasip et.
 
Ey yerlerin ve göklerin Rabbi, yavrularımızı imanla yaşat, imanla öldür. Hayatı onlar hakkında, seni arayıp bulmanın vasıtası, ölümü, rahmetine kavuşmanın basamağı eyle.
 
Çocuklarımızı ahir zaman fitnelerinden, hususan Deccal fitnesinden muhafaza et. Her iki dünyada salih kularına yoldaş eyle. Kebaire düşmekten koru. Oldu ki düştüler, yeisten koru. Ve her ne olursa olsun yine Sana, daima Sana sığınmayı onlara nasip et.
 
Onları mü'min ferasetiyle donat. Allah'ın dostlarını dost edinmeyi, Allah düşmanlarını düşman bilmeyi nasip et. Hakkı hak olarak bilip ittiba etmeyi, batılı batıl olarak görüp içtinap etmeyi de nasip Allah'ım
 
Onlara gözlerinin, gönülerinin aydınlığı olacak, dinlerini takviye edecek, iki dünyada refakat edecek hayırlı eşler nasip et.
 
Senin verdiğin istidatlarına uygun, insanlara faydalı olacakları, helal rızık kazanabilecekleri hayırlı meslekler ve o mesleklere ulaştıracak hayırlı okullar nasip et. Dünyayı çocuklarımız için nihai hedef yapma. Dünyalarını, ahirete müreveccih yaşamayı nasip et.
 
Allah'ım habibin (a.s.m.) hürmetine evlatlarımıza iki dünya saadeti ver. Rab olarak Senden, din olarak islamdan, peygamber olarak Hz. Muhammed'ten razı eyle. Dinde, dünyada ve ahirette af ve afiyet ver.
 
Onların sahibi Sensin, Yavrularımıza sahip çık Allah'ım


Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/6/2008 - Kedi ve şefaat


Ev kedi cennetine döndü. Her köşeden bir kedi çıkıyor. Hamdi, Şükriye  dört de yavru..Tam şenlik. Tâdilat, tamirat nedeniyle evin altının üstüne geldiği şu günlerde bana doping oluyorlar, en yorgun zamanımda yüzümü güldürüyorlar.
 
Hamdi sonunda Şükriye'nin odasına sızmayı başardı. Bir gün onu, şaşkın şaşkın yavrulara bakarken yakaladım. Allah'tan Şükriye yoktu, ben de olacakları izlemeye koyuldum. Yavrulardan biri Hamdi'nin üzerine yürüyünce Hamdi geri geri kaçtı. Kendisi yavrunun 3-4 katı cüsseye sahip ama yavrum, annelerinden o kadar çok dayak yedi ki, ne olur ne olmaz demiş olmalı. Değil mi ki o annenin çocukları... Bir süre sonra korkusunu yendi. Hafiften bebeği yoklamaya koyuldu. Patisi ile şöyle ürkek ürkek dokunuyordu. Yavru ise ondan cesur; kararlılıkla üstüne gidiyor. Onun da amacı tanışmak ve oynamak. Sonunda oldu; oynamaya başladılar. Hamdi yavrularla, tenis topuyla oynadığı gibi oynuyor: Altına alıp, koca, tüylü cüssesi ile üstünden takla atıyor ve bu manzaraya doyum olmuyor.
 
Şükriye beni çok şaşırttı ve Hamdi'nin çocukların odasına girmesini ve onlarla oynamasını hüsn-ü kabulle karşıladı. Herhalde bunu da çocuklarının eğitiminin bir parçası sayıyor. Ama Hamdi oynarken biraz abartır ve partnerinin ne kadar küçük olduğunu unutursa hemen müdahele edip, Hamdi'ye pata küte girişiyor. Hamdiciğim de bu arada hayata dair çok şey öğreniyor.
 
Yavrular yalanmayı öğrendiler. Minicik dilleri ile kendilerini ve birbirlerini yalamaları öyle sevimli ki. Bu da bize Allah'ın bir ikramı olmalı. Geçen sene baharda ''yavru kedi özlediiim'' diye sızlanan ben, onlarla kuşatılmış durumdayım.
 
Dün akşam bütün yorgunluğumun üstüne Hamdi'yi yıkamak zorunda kaldım. Kaldım zira tüyleri çok uzun ve yeterince temizleyemiyor. Bir şeyler yapışmış, çıkmıyordu. Neyse yıkadıktan sonra üşütmemek için 3-4 havlu değiştirerek kurulamaya, kucağımda ısıtmaya çalıştım ama banyonun şokunu üzerinden atar atmaz, hemcinslerinin yanına koştu. Yavrular onu aralarına aldılar. Hem yaladılar hem sokularak ısıttılar. Şükriye ise çocuklarının Hamdi'ye yardım etmelerini uzandığı yerden sessizce izledi. Kediciklerimin aralarındaki dayanışmasından pek memnun oldum.
 
Bir aciz insan, bakımlarını kısmen üstlendiği kedilerin kendi aralarında iyi geçinmelerinden ve dayanışmalarından böyle memnun olursa, Alemlerin Rabbi, kullarının bu dünyada ve ahirette birbirlerini kollamalarıdan nasıl bir memnuniyet-i mukaddese duyar? Onların birbirlerine şefaat etmesine müsaade etmez mi hiç? 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 3/6/2008 - Mezûniyet

 

Törenlerin, insanın gözünü yaşartan bir tarafı var. Hele de bu tören, minik bebeğinizin mezuniyet töreni ise... Hâtıralar resm-i geçitte şimdi.
Bizim artık liseli çocuğumuz kalmadı. Son kep de fırlatıldı..Martılar uçuştu...
 
Sıra halinde önümden geçen evlatcıkların yüzlerine bakıyorum. Herbirisi, benim gibi bir annenin yavrusu. Ne çok sevildiler. Ne hayallerin mazharı herbirisi. Ne var ki ebeveyler her zaman çok doğru hayaller kuramıyor. Özellikle  bu okula çocuk veren velilerin büyük kısmının hayalleri şu kısacık  dünya hayatı ile sınırlı. İyi, saygın bir meslek, bilemedin iyi bir yuva inşâsı  o kadar. Oysa ötelerde ne çok şey var..
 
Bu çocukların önünde Allah ömür verirse ne çok iş var!..Üniversiteye girmeye çabalayacaklar sonra çıkmaya..Bir meslek sahibi olmak için yırtınacaklar sonra emekli olmak için..Kısmetlerini arayacaklar.Tanıştıkları her kıza (ya da erkek) ''acaba bu mu? '' diye bakacaklar. Sonra da ''acaba doğru seçim mi?''  kaygıları. İçine girdikten sonra ise nasılsa benimsenecek, sahiplenilecek. Yâni inşallah. Onların da çocukları, onların da mezûniyetleri..Hayata dair sorular çoktan başlamış olmalı. Kimi daha fazla sorgulayacak. Kimi sarıp sarmalayıp rafa kaldıracak. Karşılarına çeşit çeşit insanlar çıkacak. İyiler ve daha az iyiler..Dertleri sıkıntıları olacak. Güzel günleri de..Bazıları için hayat çok zor olacak. Kimisi ziyade mütevekkil. Sevecekler, sevilecekler. Hızla geçecek ömürleri. Önceleri pek anlayamayacaklar. Bazıları, bazılarının hidayetine vesile olacak. Bazıları enikonu faydalı olacak insanlığa. Ama herbirinin bir yeri olacak şu hayat sahnesinde; bir rolü.. İlla ki Rabbim herbirini ayrı ayrı izliyor, kolluyor olacak. Önlerine fırsatlar çıkaracak; dünyayı doğru okumaları için. Kimi görecek, kimi göremeyecek ne yazık!.. 
 
Benim küçük bebeğim doğduktan kısa bir süre sonra,saçları, ''hık demiş babasının burnundan düşmüş'' dedirtecek şekilde aynı modelde dökülmüştü. Çok gülmüştük . Sîma da benziyor..
 
Şimdi kendisini epey büyümüş hissediyordur. Bilse ki daha ne kadar minik benim gözümde, daha yaşanacak ne çok şey var Allah izin verirse..
 
Rabbim! Yavrularımızı, iki dünyada salih kullarına yoldaş eyle. Onlardan nasıl râzı olacaksan onları öyle oldur! Yaşadıları her bir şey onları sana yaklaştırsın, sana sevdirsin. Kendine layık kul, habibine layık ümmet, üstadımıza layık talebe eyle. Onlara merhametinle, mağfiretinle, muhabbetinle muâmele buyur; evlatlarımızın ve âlemlerin sahibi olan Allah'ım!..

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 16/5/2008 - Yakılmak için bu ne acele?

 

Öldükten sonra yakılmayı seçmek; bir tür kibri ifade ediyor olmalı: ''Bana ne olacağına ben karar veririm'' Ya da: ''Öldükte sonra bedenimi kurda kuşa toprağa teslim etmem!..'' gibi. Yani arka planda ''bu beden benim'' iddiası.

 

Oysa emâneten taşıdığımız, çok da benimsediğimiz, tepe tepe kullandığımız bedenlerimiz bizim değil. Sahibi, emanetini geri aldığında ne yapacağını da kendi bilir. Mü'mine düşen; teslimiyetle toprağa girmek, hakkında verilecek hükmü beklemek. O toprak ki bağrına düşen nice tohumlar, nice çiçekler açtılar. İllâ ki çürüdüler..

 

Yakılıp da küllerinin çok beğendikleri mekanlara saçılmasını vasiyet edenler, ruhlarının, o küllerde meskûn olup, saçıldıkları yerde sonsuza dek mutlu mes'ut uçuşacaklarını (mesela İstanbul boğazında yüzüp duracaklarını) sanıyor olmalılar. Heyhat!..

 

Allah'ım bizi, yaşarken de, ölürken de imandan ve sana mutlak itaatten ayırma ve bizi kabre gülerek girenlerden eyle!..

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15/5/2008 - Asalet Sertifikası

Ağaca çıkmaya bayılıyor. Bir de inebilse...

 

Bizzat yaşanmış fıkralar:

 

Öğretmen ve öğrencisi, okuma metni incelemektedirler. Öykü şöyledir: İyi kalpli çiftçi, kartalın birini yakalandığı tuzaktan kurtarmıştır. Can borcunu ödemek isteyen kartal bir gün bakar ki; çalışıp yorulmuş çiftçi, bir duvarın dibinde dinlenmektedir. Ama duvar çökmek üzeredir. Kartal çiftçiyi oradan uzaklaştırabilmek için şapkasını kapar ve uzaklaştırır. Şapkasının peşinden koşan çiftçi de, oradan uzaklaşmasının hemen ardından yıkılan duvarın altında kalmaktan kurtulur.

Öğretmen sorar:

- Çiftçi duvarın dibinden kalkmasaydı neler olabilirdi?

Çocuk, olayı bütün muhtemel neticeleri ile birlikte kavramıştır:

- Adam ölebilirdi ve şapkası ezilebilirdi!..

................

(izninle Nurgülcüğüm)

3,5 yaşındaki minik Elif Süeda, sigaranın birini söndürüp, birini yakan misafire hayret dolu gözlerle bakıp:

-Farkında mısınız, ağzınızdan duman çıkıyor, der.

Sonra da annesine dönüp sorar:

- Şimdi içinde bir şey mi yanıyor acaba?

..........

Gazeteler haberi şöyle duyurdu:

''Kraliçeyi karşılayacak olan protokole asalet dersi verildi!..'' Demek asalet, ders ile kazandırılabilen bir şey..Dersini alanlar artık asil!..Sertifika da vermişler midir?

 ''Benim kapı gibi asalet sertifikam var!..''

Bu iş, geniş halk kitleleri arasında da revaç bulursa şu tür ilanlarla karşılaşabilir miyiz:

 

''On dersde hızlandırılmış asalet dersleri''

''Artık herkes asil olacak''

''Garantili asalet dersleri. Memnun kalmazsanız paranız iade edilir.''

Belki de CV'lerde de şöyle ifadeler yer alabilir:

''İleri derecede ingilizce, on parmak klavye ve asalet sertifikası bulunur''

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 12/5/2008 - Adana -Antakya bir ikiii...

Fotoğrafçımız Adana Antakya gezisinin izlenim ve fotoğraflarını bloğunda yayınlamış. Güzel bir gezi (imiş!!)   İlgilenenler için: http://www.nurtenseyma.blogspot.com/

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

Biz bir ekibiz.Eşim ve ben..Birlikte hisseder, birlikte düşünürüz. Sonra ben yazarım, o resmeder...Geçinir gideriz. Zikriye için bakınız; www.nurtenseyma.blogspot.com

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS
Zikriye
Sağlık ve Tedavi Merkezi

Kategoriler

Arkadaşlar

Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:22
| Sonraki Sayfa